„Çok kuvvetle hissettiğim bir gerçek var Laura,” dedi. „Kadınlara oranla erkeklerin ruhsal yapıları galiba daha karmaşık… Ne demek istediğimi anlatamıyorum. Fakat çok ciddi olarak bir şeyler kaybettiğimi hissediyorum…” „Pek anlayamadım.” „Durumumu doktor gözüyle görmemelisin… Sonra tek neden bu değil, oh, boş ver.” Vazgeçmişti, içinde bu lunduğu karmaşık hisleri Laura’ya anlatması çok zordu… hatta kendisine bile. Beklenenin üstünde başarı gösterdiği kesindi. Adamlarının Rama’da buldukları şeyler bilim adamlarını yıllarca uğraştırmaya yeterdi. Hepsinden önemlisi bütün bunları bir tek bile kayıp vermeden başarmıştı.
Fakat, aynı zamanda başarısızlığa da uğramıştı. Bunun üstüne sınırsız spekülasyon yapılabilirdi… Romalıların yaratılış ve amaçları hakkında hâlâ hiçbir şey bilinmiyordu. Onlar Güneş Sistemi’ni bir yakıt yenileme durağı veya voltaj yükseltme istasyonu olarak kullanmışlar. Ve sonra onları görmezlikten gelip hiçe sayarak, daha önemli görevlerine yollanmışlardı. Belki de insan ırkı diye bir şeyin var olduğunu hiç bilemeyeceklerdi. Böyle büyük farklılık, herhangi bir kasıtlı hakaretten daha acıydı.
Norton, Rama’ya son kez göz attığı zaman, küçük bir yıldız, Venüs’ün ötesinde hızla ilerliyordu. Norton yaşamının bir bölümünün onunla gittiğini hissediyordu. Henüz elli beş yaşındaydı, fakat gençliğini orada… o eğri düzlükte… artık hiçbir insanın ulaşamayacağı bir hızla uzaklaşan sırların ve harikaların arasında bıraktığını biliyordu. Gelecek ona ne şerefler, ne başarılar getirirse getirsin, ömrünün geri kalan kısmında her zaman bir eksiklik ve kaçırdığı fırsatların bilincini hissedecekti.
İşte hislerini kendisine açmıştı. Fakat bu konuda daha dikkatli düşünmesi gerekirdi.
Ve… çok uzakta… Dünya’da… Dr. Carlisle Perera, huzursuz bir uykudan, bilinçaltından gelip hâlâ beyninde yankılanan şu mesajla nasıl uyandığını henüz kimseye anlatmamıştı.
„Romalılar her şeyi üç kez yaparlar.”