Emily lambayı yaktı ve sonunda üst kata çıkabilecek kadar cesur hissetti. Yumuşak lamba ışığı ona üst kata çıkarken yardımcı olduğu sırada gözü duvarda asılı fotoğraflara takıldı, zaman içerisinde solmuşlar, üzerlerini örümcek ağları ve toz kaplamıştı. Resimlerin çoğu bu çevrenin sulu boyayla yapılmış haliydi, okyanustaki yelkenliler, ulusal park içindeki yeşil alanlardı, ama bir tanesi aile portresiydi. Durdu ve resme baktı, kendi küçüklüğüne bakıyordu. Bu resmi tamamen unutmuştu, hafızasında bir yerde yirmi yıl boyunca kilitli kalmıştı.
Duygularını içine attı ve merdivenlerden çıkmaya devam etti. Hemen altındaki eski merdiven gürültüyle çatırdadı, bazı basamaklarında çatladığını fark etti. Yıllar boyunca üstlerinden geçen adımlar yüzünden yıpranmışlardı. Kırmızı, bantlı ayakkabılarıyla bir aşağı bir yukarı çıktığı anılar gözünde canlandı.
Yukarıdaki uzun koridor boyunca uzanan koyu meşe kapılar ve şimdi tahtayla kapatılmış olan en dipteki tavandan yere cam lambanın ışığıyla aydınlanmıştı. Eski yatak odası sağdaki son kapıydı, banyonun tam karşısındaki. Bu odalara bakma düşüncesine bile katlanamadı. Yatak odasında çok fazla anı vardı, şu an açığa çıkmak için çok fazla. Ve yıllar boyunca orayı mesken bellemiş tüyler ürperten yaratıklarla karşılaşmak pek de hayalindeki şey değildi.
Bunun yerine Emily koridor boyunca devam etti, küçükken defalarca ayağını çarptığı sandığın yanından geçerek ebeveyn odasına girdi.
Yatağın ne kadar tozlu olduğu ve seneler içerisinde güveler tarafından nasıl yenilerek delik deşik edildiği lambanın ışığında görülebiliyordu. Anne babasının paylaştığı o güzel, dört direkli yatağın hafızasındaki görüntüsü gerçekle karşılaştığında parçalanmıştı. Yirmi yıl boyunca terk edilmiş kalması odayı perişan etmişti. Perdeler pis ve buruş buruş olmuştu, tahtalarla kapatılan pencerelerin yanında oraya ait değillermiş gibi sarkıyorlardı. Duvardaki aplikler kalın bir toz katmanı ve örümcek ağlarıyla kaplanmıştı, sanki birkaç nesil örümcek burayı ev bellemişlerdi. Toz tabakası her şeyin üzerine çökmüştü, pencerenin hemen yanındaki makyaj masası, seneler önce annesinin lavanta kokulu kremleri yüzüne sürerken kullandığı ayna ve tabure de bunlara dahildi.
Emily yıllar boyunca bir yerlere gömdüğü bütün anılarını görebiliyordu. Gözyaşlarına mani olamadı. Son birkaç gündür hissettiği bütün duygular bir araya gelmiş ve aniden özlem duygusu bir şok olarak kendini hissettirmişti. Babasını düşünmek bütün bunları daha da güçlü hale getiriyordu.
Dışarıdaki kar fırtınasının yarattığı ses yükseldi. Emily lambayı yere koydu ve bu yüzden bir miktar toz kalkmıştı, yatağın içine girmek için hazırlanıyordu. Ateşin yarattığı ısı buraya kadar çıkamamıştı ve odadaki soğuk kıyafetlerini çıkarırken adeta ısırıyordu. Bavulunun içinde ipek geceliği vardı ama burada pek bir faydasını göremeyecekti; uzun paçalı donlar ve kalın yatak çorapları daha iyi olabilirdi.
Emily kırmızı ve altın işlemeli yatak örtüsünü çekti ve yatağın içine girdi. Bir süreliğine gözlerini tavana dikti, son birkaç günde yaşananları düşünüyordu. Yalnızlık, soğuk ve çaresizlik içinde lambanın alevini söndürerek kendini karanlığa atmış ve ağlayarak uyumuştu.
Emily ertesi sabah uyandığında kafası karışmıştı. Tahtalarla kapatılmış pencereden o kadar az ışık geliyordu ki nerede olduğunu anlamak biraz zamanını aldı. Gözleri yavaşça loş ışığa alıştı, oda belirginleşti ve nerede olduğunu hatırladı: Sunset Limanı. Babasının evi.
İşsiz, evsiz ve tamamen yalnız olduğunu hatırlamadan önce biraz zaman geçti.
Yorgun vücudunu yataktan dışarı sürükledi. Sabah havası soğuktu. Tozlu tuvalet aynasındaki görüntüsünü görünce panikledi; dün gece döktüğü yaşlar yüzünden suratı şişmiş, cildi solmuş ve çekilmişti. Bir anda aklına bir önceki gün pek fazla bir şey yiyemediği gelmişti. Ağzından giren tek şey dün gece Daniel’ın ateşte demlediği çay olmuştu.
Aklında dün gece yaşananlar tekrar canlandığı sırada kirli aynanın önünde tereddüt içerisinde kendine bakıyordu; ateşin ısısı, Daniel ile birlikte şöminenin önünde oturuşları ve Daniel’in onun ev bakımı yetersizlikleriyle dalga geçişi. Kapıyı ona ilk kez açtığı anda saçlarındaki kar taneleri ve geldiği gibi hızlıca kar fırtınasının içine, karanlığın içine kayboluşu.
Guruldayan karnı onu düşüncelerinden aldığı gibi şimdiki zamana getirdi. Hızlı bir şekilde giyindi. Üstündeki buruşuk gömlek bu soğuk hava için fazla inceydi, bu yüzden yatağın üzerindeki tozlu battaniyeyi omuzlarına aldı. Yatak odasından çıktığı gibi çıplak ayaklarıyla merdivenlerden aşağıya indi.
Alt kat tümüyle sessizdi. Ön kapıdaki buz tutmuş pencereden dışarı baktı. Fırtına durmuş olmasına rağmen dışarıda bir metrelik kar yığını oluşmuş olması onu şaşırttı. Sanki bütün dünya yumuşak, sonsuz bir beyazlıkla örtüşmüştü. Hayatında hiç bu kadar kar görmemişti.
Emily’nin gözüne karın üzerinde hoplayan bir kuşun yarattığı izler takıldı, bunun dışında kar hiç bozulmadan duruyordu. Huzurlu ama aynı zamanda ıssız görünüyor, Emily’ye yalnızlığını hatırlatıyordu.
Dışarı çıkmanın imkansız olduğunu anlayan Emily evin içini keşfetmeye karar verdi, elle tutulabilir bir şey var mı buna bakacaktı. Dün gece evin içi çok karanlıktı, etrafa bakma fırsatı bulamamıştı ama şimdi, gün ışığı bu işi kolaylaştırıyordu. İlk olarak mutfağa gitti, guruldayan karnı oraya iç güdüsel olarak yönlendirmişti.
Durum, dün gece fark edebildiğinden daha ciddiydi. Babasının arka bahçe satışlarından birinden aldığı, 1950’lerden kalma, krem rengi, orijinal Prestcold buz dolabı çalışmıyordu. Annesi için bir başka sıkıntı kaynağı olup olmadığını hatırlamaya çalıştı, babasının bu eski evi doldurduğu çöplerden biri daha mıydı? Emily bir çocukken babasının koleksiyonunu sıkıcı buluyordu ama şimdi bu anılar onun için birer hazine olmuştu ve olabildiğince sıkı şekilde onlara tutunmaya çalışıyordu.
Dolabın içinde berbat bir kokudan başka bir şey bulamadı. Dolapların içinde ne olduğuna bakmadan önce buzdolabının kapısını kapadı ve kilitledi. Eski bir konserve mısır buldu, etiketi anlaşılamayacak kadar ağarmıştı, ve bir de bir şişe malt sirke. Bunlardan bir çeşit yemek yapabileceğini düşündü ama henüz bu kadar çaresiz olmadığına karar verdi. Öyle olsaydı bile konserve açıcı o kadar paslanmıştı ki açılmıyordu, istese bile konservenin içindeki mısıra ulaşmanın bir yolu yoktu.
Daha sonra kilere girdi, çamaşır ve kurutma makineleri burada bulunuyordu. Bu oda karanlıktı, küçük pencere evin diğer pencerelerinde olduğu gibi kerestelerle kapatılmıştı. Emily makinaların tuşlarına bastı ama çalışmadıklarına şaşırmadı. İçinde bulunduğu duruma giderek daha fazla sinirlenen Emily harekete geçmeye karar verdi. Büfenin üstüne tırmandı ve pencereye takılı olan kontrplak panoyu sökmeye çalıştı. Sandığından daha zordu ama Emily kararlıydı. Kollarındaki bütün güçle çekti ve çekti. Sonunda, pano çatırdamaya başlamıştı. Emily son bir kez abandı ve pano bir bütün halde yerinden çıktı. O kadar kuvvetli çekmişti ki büfenin üzerinden arkaya doğru düştü, bu sırada ağır kontrplak panoyu elinden kaçırdı ve pano cama doğru savruldu. Emily yere düştüğü gibi orada kaldı, bir anlığına nefesi kesilmişti. Tam düştüğü sırada camın kırıldığını duydu.
Читать дальше